Person of Interest dizi incelemesi

selamlar arkadaşlar,inbox ‘ımda gördüğüm 1 takipçi tetikledi beni, bu yazıyı yazmamda onun payını da es geçmeyeyim.

dizi serüvenime katdığım Prison BreakBand of Brothers ve Nikita ‘dan sonra bi’ yenisi ile karşınızdayım. orijinal adıyla; “Person of Interest” , Band of Brothers (Kardeşler Takımı) ‘nı saymaz isek ilk üç dizi ard arda gerçekden sıkıntı vermeyecek düzeyde bi’ seri olabilir kanısındayım. ajan, polisiye, heyecanı son gaz devam eden bi’ dizi. başrolde ilk bölümden aşina olacağımız Finch karakteri (milyoner ve bilgisayarlar konusunda gereğinden fazla uzman) ve eski CIA ajanı Reese ‘i görüyoruz. ilk sezonu yarıladım ve ilerisi için konuşmak isdemem ama bu kısıma kadar mantık aynıydı. Finch‘ in kodladığı , insanları her noktadan gözetleyen, suç teşkil edebilecek durumdakileri ayırt edip bildiren sistem düşünün ve Reese‘ in yardımıyla da bu suç ortamını durdurmak görevleri haline gelir.  bu ikiliye ilerleyen sahnelerde, iş ortağı kıvamında eklenenlerde elbetde oluyor. (NYPD – Newyork Police Department çalışanı iki dedektif.) her bölüm aynı mantık ama farklı bi’ hikaye ile ilgimi tavan yapdıran bi’ dizi.

Person of Interest dizi incelemesi
Person of Interest dizi incelemesi

Black 2005 film incelemesi

selamlar arkadaşlar, araya giren kara kedilere bi’ pişt deme zamanıı. izlediğim filmler, illa ki bi’ tad, koku bırakır bende ama bu film sanırım çok düşündüğümden veya düşündürdüğündendir aklımdan çıkmadı ertesi günler. orijinal adıyla” Black” (Kara,Siyah) , aynı isimde farklı senaryolarla filmler var sanırım, bahsini etdiğim film 2005 yılı Hint yapımı ve senaristi Sanjay Leela Bhansali ve Bhavani Iyer ikilisi. film girizgahında hikayesini kendisini karanlıkdan kurtaran öğretmenine ithafen anlatdığını sarf eden bi’ kız ile giriş yapılıyor. karanlık, siyah kelimesinin anlamını derinlemesine düşünmeye beni iten bu filmde, doğuştan kör ve sağır bi’ kızın eğitimi, aslında eğitim kelimesi pısırık kalır zannımca, yaşama dönmesi irdelenmiş. ailenin dramı, kendi varlığı dahil her şeye hat da her şey kelimesine bile uzak bi’ kızın öyküsü.

duygularımı ifade edecek olursam, bi’ an sırıtırken, 10 saniye gibi bi’ süre sonrasında gözleri dolu vaziyetdeydim. sanırım bugüne kadar empati’yi damarlarımda hissedebildiğim en iyi filmdi.

başrolde, hayatla bağı sıfır olan kızımızı Michelle McNally karakterlemesiyle (Rani Mukerji) ifade ederken, öte yandan ona göre kızın sadece Öğretmeni ama başta Michelle, ailesi ve bana göre sihirbaz olan adamı Debraj Sahai (Amitabh Bachchan) dillendirmiş. aile ilk haberi aldığında yıkılır, yıllar yılı kız gelişir ama durum stabildir ve iyileşme şansı gibi bi’ durum ne yazık ki söz konusu olmadı filmde. babası Paul McNally (Dhritiman Chatterjee) ilerleyen dönemde, kızını üzerindeki baskı ve huzursuzlukdan ötürü bi’ nevi bakım, eğitim evine göndermeyi düşler. anne Catherine “Caty” McNally (Shernaz Patel) kızına sadıktır, bu fikri savunmasa, kendince direniş sarfetse de baba kararlıdır. (babaya ilk anlamda tepkili yaklaşmak hiç mantıklı gelmemişdi, ev içerisinde yersiz bi’ kelime ama ucube vâri gezen bu kızcağıza nasıl duygular beseleyebilirdim , o noktada insan tıkanıyor.) anne bu iş için, uzaklardan bi’ eğitimcinin haberini alır, kendini bu işlere adamış ve nam-ı değer; Sihirbaz‘ın (Debraj Sahai) ta kendisi elbetde.

Black 2005 film incelemesi
Black 2005 film incelemesi

filme tad katacağından hiç kuşkum olmadı, dünya’ya, varlığına ve öğrencilerine beslediği fikirleri, içlerden yakaladı beni. (doğu, iç anadolu tabiriyle “Yaman” adamdı.) aileden gelen teklif üzerine derhal işine intikal eder ve kızımızla ilk etkileşimi aynı gün içerisinde bi’ akşam yemeğinde olur. ailenin bugüne kadar ki tutumlarını, mit’ler açısından yersiz çıkışları ama savunulası tarafıyla yüzlerine çarpan bu adam, ipleri eline aldığını göstermişdi aslında. eğitimine sert mizacıyla devam ederken, baba Paul McNally buna bi’ dur der ve derhal işine son verdiğini açıklar. baba’ya rest çeker, kendi evinde onu hiçe sayar tavrıyla kızla iletişim kurmaya, nesneleri, kendi benliğini, kavramları aktarmaya çabalar. (kızın elini ağzına götürerek tireşimleri hissetmesini ve nesneleri kavramasını sağlamasını ek olarak belirtmeliyim.)

Baba bi’ sabah 20 günlük iş seyahatine çıkar ve geri döndüğünde Debraj Sahai tekrar görmemeyi tembihler eşine, eşi bi’ çare gitmesini isterken Debraj Sahai bu süreyi değerlendirebileceğini ısrar eder ve bi’ şekilde kalır. bu süreçde, ne olacak ne bitecek diye beklerken film’in aslında yeni başladığınında farkına varabildim.

-ilk paragrafda bahsetmem gerekirken buraya ayırdığım kısımla devam edeyim.-  Debraj Sahai bitkin bi’ vaziyetde Michelle‘in evinin civarında kız kardeşince farkedilir. yıllar sonra öğretmenini bulan ve onu tekrar kaybetmeyi göze almak isdemeyen bu başarılı kız bi’ çırpıda ona koşar. Debraj Sahai bitkin ve hasta halde bulunur, hafızasını yitirdiği ve hastaneye yatırılışı akabinde gelir. film eğitimin gelişimi ve ara ara son sahnelerden öğretmene bağlantılarıyla birlikte yürüdü. artık öğretmen, sihirbaz Debraj Sahai ailenin bi’ ferdi olmuşdu, ve hastalığın pençesine düşene değin her gün bi’ eğitimle yollarına devam etdiler, çizgisinden ödün vermeyen bu adam, sayesinde Michelle‘i dereceli üniversite mezuniyetine kadar götürecekdi, ne var ki kader bunu ona ayrı bi’ pencereden gösterecek.

Black 2005 film incelemesi
Black 2005 film incelemesi

Unconditional (Koşulsuz) film incelemesi

selamlar arkadaşlar, aham şaham efektlere kaçmadan, sakin ve düzeyli ilerleyen filmlere hayranlığımı söylemeliyim. orijinal adıyla; “Unconditional” (Koşulsuz) bu tatda aradığım filmdi. bi’ nevi kendi hikayesini anlatan karakterimizle filme başlangıç yapılmış ve bu şekilde sonlandı. Samantha Crowford (Lynn Collins) , küçük yaşlarda çocuk hikayesi yazma işine girişmiş, erginliğinde ise hala işine bağlı bi’ hanımefendi imajı vermiş. eşi Billy (Diego Klattenhoff) ölümü Samantha’yı derinden sarsmış, suçlunun bulunamaması ise derin yaralar bırakmış. yaptığı iş’ten, yaşamından bunalmış haliyle bi’ gece yarısı, hava şartlarına aldırış etmeden, eşinin öldürüldüğü sokağa arabasıyla yanaşır ve intiharı düşler. tam da o anlarda, iki küçük siyahi kardeş Keisha (Gabriella Phillips) ve Macon (Kwesi Boakye) market soymaya yeltenirler, dükkan sahibince farkedilir ve kovalamaca başlar. bi’ kaç sokak ötede Keisha’ya araba çarpar, abisi Macon’ un bağrışı üzerine, Samantha durumu farkeder ve intiharın eşiğinden döner ve kardeşleri apar topar olayın şokuyla hastane’ye götürür. gece hemşire ile görüşmesinde, kardeşlerin ailesine haber verildiğini öğrenir ve Keisha’nın ciddi bi’ durumu olmadığınıda. ayrılmak üzereyken gelen yakının ismini hemşire’ye izahında kulak misafiri olur, aniden duraksar ve dostu Joe Bradford (Michael Ealy) ile tekrar yüzleşmiş olur. bu trafik kazası ve tanışma ile, kocasının ölümünün ardındaki sır perdelenecek, eski günler yâd edilecek.

anlam karmaşalarının olmayışı, kullanılan müzikler ve hikayede ki sadelik doğrusu filmi sürdürme niyetinizin başlıca etkenleri. her replik değerliydi ve arkaplanda ki yerli mesajlar gayet net ve bilinç altında bazı durumları harekete geçirmek niteliğindeydi. dostlar arasındaki köprünün kurulmasında bu denli bi’ bağlantı kurulabilirdi, müziğin ırkçıl söylemleri yıkışına dahil olmak ayrı bi’ keyifliydi.

 

Share The Love

Samantha’nın her anında arayış içerisinde oluşu, dostu Joe’ nun açıklayıcısı ve söylemleriyle o arayışlardaki açıkları tamamlayıcı oluşu ve barışcıl tutumu, tabii ki Detective Miller (Bruce McGill) ‘ın günümüze de ışık tutarcasına davranışı, görevindeki ihmalkarlığına vakıf olmak.. hoş dakikalara sebep olacakdır, eminim.

Unconditional (Koşulsuz) film incelemesi
Unconditional (Koşulsuz) film incelemesi